ANA MENÜ
KATEGORİLERİM
SON YAZILARIM
ARKADAŞLARIM
BAĞLANTILARIM
BLOG SAYACI
İŞ ADRESİ
HAMİLİ LOGO YAKÎNİMDİR
BU HAMİLİ LOGO DA YAKÎNİMDİR :)
YOĞUN İSTEK ÜZERİNE :)
''HABER''iniz olsun...
BUNLAR DA FAVORİM
BLOGCUYA UYARLAMA
KAYNAK
Dün gece bir film izledim...
Son yıllarda izlediğim
en güzel ve en etkileyici romantik filmlerden biriydi...
Aslında nitelemelerinde
-nasıl oluyorsa-
romantik gerilim denilen bir tarz...
Ama bence romantizmin doruklarında gezinmek için
çok ideal bir tercih...
Sibirya Berberi / Melekler Şehri / İngiliz Hasta
gibi filmler de her zaman zirvemdeki yerini koruyor
olsa da
''Wicker Park''
mutlaka izlenmesi gereken bir film,
romantizmi başarılı bir görsellikte izlemeyi sevenler için...
Yönetmenliğini Paul McGuigan’ın yaptığı filmin senaryosu
Brandon Boyce’a ait...
Başrollerini
-hiç ama hiç hazetmesem de
buradaki
aşık adam profilini başarıyla sergileyen-
Josh Hartnett, 
-filmin en başarılı diğer aşık rolünü
performansından hiç ödün vermeyerek canlandıran-
Rose Byrne, 
-neşeli, eğlenceli ve mutlaka gerekli bir olü kapmış olan-
Matthew Lillard ve
-aşık olunası güzelliği canlandıran
ama
aşkından bir türlü emin olamadığınızı düşündüğünüz-
Diane Kruger paylaşıyorlar…
Aslında film
1996 yapımı L’Apartement filminin bir yeniden yapımı imiş...
Monica Bellucci ve Vincent Cassel'in
önceki filmdeki oyunculuklarını izlemedim..
Ama
Wicker Park'ı
izlemiş biri olarak fikrim;
başarılı senaryosu,
gözdolduran oyuncuları,
işlediği aşka dair cümlelerin yanısıra
Cliff Martinez'in inanılmaz güzel müziği ile de
muhteşem bir film...
Türkçe ismi''Hep seni Aradım''olan film
huzursuz bir genç adamın çehresi ile başlıyor...
Nikah yüzüğü alışverişini anlıyor
ve soru işaretlerini cebinize atmaya başlıyorsunuz...
Matthew Newyork'tan dönmüş, evliliğin eşiğinde, başarılı bir iş adamı..Hatta o gece Çin'e gidecek ve bağlayacağı anlaşma ile
şirketine, patronu olan kayınbiraderine kazançlar sağlayarak
yerini de pekiştirmiş olacak...
Ancak yemek yedikleri restaurantta duyduğu ses,
hissettiği koku
ve
dalıp gittiği anılar ile
biz izleyici Lisa'yla tanışıyoruz...
Güzel, keyifli ve hoş bir aşkın nasıl başladığını
bu geri sarmalarla öğrenirken
yüreğimiz olabildiğine yumuşuyor ve soru işaretlerinin
ceplerimize patır patır doluştuğunu farkedemiyoruz...
Sonrası
bize birer birer bu işaretleri çıkarttırıp,
şaşkınlığımızı çoğaltarak,
kimi zaman ''yok canım..''da dedirterek
ama
çok çok çok başarılı bir kurguyla
aranan bir sevgilinin bulunabilmesini dilediğimiz zamana dönüşüyor..
Josh Hartnett filmi
“en umulmayan durumlarda
aşkı bulma ihtimalini anlatan bir hikaye…”
olarak özetlemiş aslında..
Ama vazgeçmemenin değerliliği...
Aşkı kimin hakettiği...
Arkadaşlığın ve tutkunun sorgulandığı bir senaryo var karşımızda..
Beyazperde.com'daki Melis Zararsız
filme dair yaptığı kritikte
''Klasik bir aşk hikayesi gibi başlamışken, filmin son 40-50 dakikası, sert ve ani bir dönüşle, gizem dolu sahneler ve beklenmedik sürprizlerle koltukta doğrulmamızı ve labirentler içinden geçerek gizemi çözmek istememizi sağlıyor. Hitchcock’vari bir merak uyandırışla devam eden film, bazen röntgencilik öğeleriyle bize Arka Pencere'yi hatırlatıyor. Paralel geçişler, geçmişe gidiş ve geri dönüşteki ustalık, özellikle başından sonuna kadar adeta bir süs gibi filme işlenmiş olan o kaleydoskop(çiçek dürbünü) tadı veren görüntüler, yönetmenin, daha önce çekilmiş olan bir senaryoyu kullanmış olsa da, kendi filmine kendi imzasını atabilmesini sağlamış… Bu anlamda yönetmenin film d'auteur olarak adlandırılan akımda oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz.
Tiyatral sahneler, filmde yapılan oyunlar ve gerçekliğe yapılan atıflar ustaca işlenmiş. Shakespeare cümleleri olsun, doğru ayakkabının doğru kıza tam oturup, yanlış kıza büyük gelmesi gibi Sindrella masalına yapılan göndermeler olsun, bu tarz alt metinler Hep Seni Aradım'a olağanüstü derinlik katmış.'' diyerek benim ifade edemediğim bir çok noktayı çok güzel dile getirmiş zaten..
Bence mutlaka ama mutlaka izleyin...